ÇOK OKUNANLAR
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nesimi ÖZGECAN
ozgurmeydan@hotmail.de
Kestane Şekeri
12 Ekim 2013 Cumartesi Saat 16:45

‘En delikanlı mevsim kıştır, yüzüne yüzüne vurur yalnızlığını..‘ diye boşa dememiş şair..

Adam, karmaşık duygular ve her zamanki gibi kimse ile bölüş(e)mediği yalnızlığıyla baş-başa geçirdiği uzun yaz mevsiminden sonra Eylül'ü yolcu edip, Ekim'i karşıladı. Aynı zamanda bu dönem bir bakıma Ceviz mevsimi‘ idi..

‘Mah Cemalin Güneş Midir Ay Mıdır / Yüzüne Baktıkça Bakasım Gelir / Kirpiğin Ok Hilal Kaşın Yay Mıdır /Alıp Şu Bağrıma Çakasım Gelir‘ türküsünü mırıldanarak çıktı evden adam..

Sonbahar gelmiş, yapraklar tutundukları dallardan kopmya başlamış, ceviz ağaçları ise cevizlerini dökmeye başlamıştı bile.. Ceviz ve kestane ağaçlarının bolca olduğu yolda yürüyüp gidiyordu. Ceviz ağacı dalından arada bir dkopup-düşen cevizleri tutmak istedi avuçlarında. Bir-kaç tanesini tuttu, kırdı ve tadına bakmadan, ‚bunlar sincapların nasibidir‘ diyerek yeniden yerlerde, sararmış ve ıslak bir vaziyette otların arasında uzanıvermiş yaprakların arasına atıverdi.. Yürümeye devam ettiğinde ise bir an için ‘kestane şekeri‘ geldi aklına adamın. 

Kestane'yi yemesini değil ama ağacını çok sever di. Çünkü kestane ağaçları 500 yıla ulaşan uzun ömürleri, 30 metreyi bulan dev yapılarıyla en görkemli ağaçlardan idiler. Güçlü, dayanıklı ve uzun ömürlü oluyorlardı.. Üstelikte meyve veriyorlardı.. Bu ağaçların bir başka özelliğide aşılandıktan 5 yıl sonra meyve vermeye başlar ve en yüksek verimine 50-60 yıl sonra ulaşır olmasıydı.. Ceviz ağaçlarını, hatta bütün ağaçları severdi ama kestane ağacını biraz daha severdi..  

Çünkü kestane şekeri haşlanmış kestane soyulduktan sonra tülbentlere bağlanarak kaynayan şerbet içine batırılarak yapılırmış ve çok zahmetliymiş. Ve yol üstünde satıcıları.. Kim bilir kaç aşık sevdiğine 'kestane şekeri' almıştır yol üstündeki satıcılardan.. Fakat bu kestane şekeri'nin de çeşitleri vardır hani, dikkat etmek lazım gelir..

* * *

Zincirleri sayısız ‚asma kilitlerle‘ vurulmuş köprüden geçerken 'keşke şimdi şuracıkta bir kutu daha kestane şekeri olsaydı' diye içinden geçirdi adam.. Nede güzel bir sürpriz olurdu kimbilir.

Belkide kalbinin arzuladığı şeye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyordu.. 

'Yaşamın sınır tanımaz aylazlığı  bu olsa gerek' diye kendince gülümsedi..

Yaralı olduğunu düşündü.. Çaresiz, ilaçsız ve dermansız.. Fakat yinede bundan korkmamak gerekirdi.. Yara almamış bir mutluluk, zaten hiçbir darbeye karşı koyamazdı.

‚Kestane ağacı tanen içerdiğinden örümceklerin ağ yapamadığı ağaçlardan biridir‘ diye düşünürken birden ‘başını omzuma yasla, göğsümde taşıyayım seni, gövdem gövdene can olsun‘ dizeleri geldi aklına..

Sevinçliydi adam, çünkü ‚uykuya hapsedilmiş düşleri sanki kendine doğru gülümsüyordu.

İçinin tenhalaştığı saatler gitmiş, yerine sevecen ama bir o kadar da korsan duygular gelivermişti davetsiz..

Tutunacak bir dalı kalmayan yaprağın, toprağa doğru savrulup düşmesinin kaçınılmaz duyguları içindeydi. Kendini, sonbahar’da dökülüp düşen yapraklara benzetirdi..

Çaresi yok, rüzgar bahaneydi ve yaprak düşecekti..

Düşerken dahi, 'keşke şimdi şuracıkta bir kutu daha kestane şekeri olsaydı' diye içinden geçirdi adam..

Bir yerde okumuştu; ‘Daha önce kaç agızdan duydun bilmiyorum ama yürekten duy istedim bir kere de, Seni seviyorum ‚kestane şekeri‘ gibi hemde diyesi geldi ama vaz geçti çünkü ortalarda kestane şekeri falan yoktu..

Saatler gelip geçmiş ve sonbaharın, ceviz ağaçları dallarından söküp aldığı cevizler misali ayrılma vakti gelmişti işte..

‚Keşke şu saat denen cisim hiç icad edilmemiş olsaydı‘ diye düşündü..

Ama varsın olsundu, ayrılık gelsindi.. Hem sonra ayrılıp giden uzaklara kimsecikler yoktuki.. Zaten sonbahar’ı da hiç beklemezdi adam, çünkü sonbahar’ı hep içinde hissederdi.. Onun için bütün mevsimler bir sonbahar hüznünde idi..

‘Bazen zordur yaşamak.. Nefes almak bile güç gelir insana ve bir kuşun kanadına takılıp gitmek istersin uzaklara.. Bazen güzel bir söz tutar seni ayakta..Bir sırdaşının sıcak bir gülümsemesi bağlar insanı hayata.. Birde iki kelime kalır dudaklarında ‚iyiki varsın‘ deyi..

Evin yolunu tuttuğunda akşam vakti idi..

Zaten bulutlu ve gri olan gökyüzü güneşi batıyor, derdi günü hasretlik olan adam ise, ‚birazdan açarım rakımı, bulurum havamı‘ diğyerek kendini teselli ediyordu..

‚Kış vakti sevmek isterim seni, kar sonrası açan güneş. Yağmurdan sonra kokan toprak misali; Ağır, özlem rengi, sevda yüklü bulutlar; Yüklerim gözbebeklerime..‘ diye mırıldanarak evin yolunu tuttu..

Ceviz ve kestane ağaçlarının bolca olduğu yolda evine doğru yürüyüp gidiyordu. Ceviz ağacı dalından arada bir dkopup-düşen cevizleri tutmak istedi avuçlarında.

Eve vardığında ise hala, ‚keşke bir paket kestane şekeri olsaydı‘ diye tekrer tekrar düşünmeden edemedi adam..

Ve ardından, ‘Sen gelsen, bana sarılsan; Üstüm başım aşk koksa..‘ dizeleri..

Newededersim

Bu yazı toplam 1736 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Esra ÇİFTÇİ
Mesele sistemdir
Can KASAPOĞLU
Dersim Kazanacak
Mustafa ŞEN
Tarihi Sorumluluk
Fadıl Öztürk
Armağan olsun
Nesimi ÖZGECAN
Kestane Şekeri
ARŞİVDE ARA
SİTE ANKET
Dersim'de Baraj yapılmalımı?
Evet Yapılmalı
Hayır Yapılmamalı
Kararsızım