ÇOK OKUNANLAR
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AKP ile CHP aynı kefede
11 Şubat 2014 Salı Saat 17:05
Prof. Güney: AKP ile CHP emekçiler karşısında terazinin aynı kefesinde

Prof. Dr. Atilla Güney, yerel seçimlerin genel seçimlerden daha önemli olduğunu vurgulayarak, yasaların yerel yönetimlerin önüne koyduğu engellere rağmen toplumcu ve özgürlükçü belediyeciliğin mümkün olduğunu belirtti. "Emekçiler ve toplumcu belediyecilik söz konusu olduğunda CHP ve AKP’nin terazinin aynı kefesinde durduklarını gösteriyor" sözleriyle HDP ve BDP dışındaki partileri eleştiren Güney, BDP'nin de sadece temel hak ve özgürlükler alanında değil yerel hizmetler alanında da toplumcu ucuz ve adil yerel hizmetlere yoğunlaşması gerektiğine işaret etti.

Güney AKP-Cemaat arasındaki krizle ilgili de, “Esas çatlağı büyük olasılıkla, muhtemelen 2014 sonu veya 2015 başlarında yaşanacak iktisadi kriz sonrası göreceğiz” dedi.

Mersin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı, Prof. Dr. Atilla Güney ile Mart'taki seçimleri ve siyasi partilerin yerel politikaya yaklaşımlarını konuştuk...

ANF'ye değerlendirme yapan, Prof. Dr. Atilla Güney, çoğu partinin yönetim şekline dair vaatlerinin bulunmadığına dikkati çekerek, BDP'nin "özgür belediyecilik" politikasının zor ancak mümkün olduğunu kaydetti.

'YEREL İKTİDARLAR, AKP'YE DESTEĞİN AZALTILMASININ EN ÖNEMLİ ARACI'

Yerel yaşamı düzenleyen, “Yerel Yönetim Yasası”, “Büyükşehir Belediye Yasası”, “İl Özel İdareleri Yasası” ve “İl Genel Meclisi Yasası” gibi yasalar dikkate alındığında özgür ve demokratik belediyeciliğin pratikte uygulanabilirliğinin zor olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Güney, "Buna ek olarak yerel yönetimlerin en önemli görevlerinden olan imar planları hazırlama yetkisi AKP tarafından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Toplu Konut İdaresi ve Başbakanlık arasında paylaşılmış durumda. Bu nedenle kolayca müdahale edebiliyorlar. Bunun örneklerini AKP’nin ustalık dönemi iktidarında fazlasıyla, özellikle HES projeleri söz konusu olduğunda gördük" dedi.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen, BDP açısından yerel seçimlerin genel seçimlerden daha önemli olduğunu düşündüğünü ifade ederek, yasaların yerel yönetimlerin önüne koyduğu engellere rağmen toplumcu ve özgürlükçü belediyeciliğin mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Güney, "Yerel iktidarları, Kürt halkıyla bütünleşmenin ve bölgede var olan güçlü AKP desteğinin kırılıp en aza indirilmesinin en önemli araçlarından biri olarak görüyorum. Bu açıdan kazanılacak belediyelerde bundan sonra, salt temel hak ve özgürlükler alanında değil yerel hizmetler alanında da toplumcu ucuz ve adil yerel hizmetlere yoğunlaşılmalı. Bu BDP’yi hâlihazırda kazanılmış olan belediyeleri korumanın ötesinde yeni belediyeler kazanmak gibi olumlu bir pozisyona getirecektir. Var olan koşullarda merkezi yönetimin tahakkümü altında özgür belediyecilik oldukça zor görünse de, bunun ancak halk desteğinin toplumcu bir belediyecilik aracılığıyla çoğaltılmasıyla mümkün olabileceğini düşünüyorum" yorumunda bulundu.

'HALK, LİBERAL İKTİSAT POLİTİKALARININ KALDIRILMASI İÇİN HAREKETE GEÇİRİLMELİ'

Prof. Dr. Güney, "Ekonomi halkın başat gündemini oluşturuyor. Nasıl uygulanacak bir yerel politika, halkın ekonomisine yarar sağlar? Daha doğrusu, sömürünün engellenmesine yol açar" şeklindeki sorumuzu da şöyle yanıtladı:

"Yerel düzeyinde uygulanacak politikalar ile bir bütün olarak kentsel kalkınmanın veya kentlerde yaşayanların iktisadi refahının artırılması pek olası görünmüyor. Yoğunluklu olarak son on yılda fakat bütün olarak 1980’lerden bu yana uygulanan neo-liberal politikalar ile yerel yönetimlerin kentsel kalkınmanın motor gücü olmaları rolü nerdeyse tamamen ortadan kaldırıldı denilebilir. Bu olgu iki boyutta sorgulanabilir. Birincisi, yerel yönetimlerin, özellikle AKP döneminde çıkarılan yasal değişikliklerle, personel alımlarından tutun da yerel düzeyde yatırım yapmaya kadar pek çok etkileri ya kısıtlandı ya tamamen merkezi hükümetlere devredildi. Örneğin yasal olarak belediyelerin personel giderlerine ayıracakları bütçe miktarı öylesine kısıtlandı ki, yerel hizmetlerin neredeyse tamamına yakını taşeron firmalara yaptırılmakta. Öte yandan kentsel düzeyde ekonomiyi canlandıracak yatırım yapma kararları, onca ademi merkeziyetçi söyleme rağmen, son derece merkezileşmiştir. Bu nedenle, öncelikli olarak yerel düzeyde halkın bu yasal düzenlemelerin değiştirilmesi ve liberal iktisat politikalarının kaldırılması yönünde harekete geçirilmesi gerekiyor."

AKP'nin sermayeci karakterine rağmen yoksul kesimlerden oy almasını da yorumlayan Prof. Dr. Güney, "1980’lerde gelişmiş ülkelerle birlikte Türkiye’de uygulanan neo-liberal iktisat politikalarının başat sloganı 'başka alternatif yok' idi. Bu durum ne yazık ki bugün de geçerli. Kapitalist üretim biçimi altında iktisadi sömürü yoğunlaşırken, siyasal olarak, sömürülenlerin sözcüsü olacak parti ve benzeri oluşumların ortaya çıkması engellenir. Bugün bunu yaşıyoruz. Türkiye’de en büyük eksiklik, işçilerin ve sömürülen tüm kesimlerin taleplerine yanıt verecek sol-sosyalist bir yapılanmanın olmayışıdır. AKP’nin karşısında duran CHP’nin parti programına baktığınızda alternatif hiçbir iktisat programı göremezsiniz. Esasında CHP’nin neo-liberal iktisat politikaları ile hiçbir sorunu yoktur. Buna bir de seçkinci şovenist siyasal duruşu eklendiğinde yoksulların istemeye istemeye de olsa AKP’ye yönelmelerine şaşırmamak lazım" dedi.

'CHP, AKP'YE ALTERNATİF SUNMUYOR VE BUNU İSTEMİYOR'

Prof. Dr. Güney, "Türkiye’nin sorununun AKP değil CHP olduğunu düşünüyorum" diyerek, bu tahlilini şöyle açıkladı: "Yıllardır, sahte solculuk-sosyal demokratlık maskesi altında bu topraklarda yaşayan yoksulların ve kültürel-dini toplulukların -örneğin Alevilerin, ki büyük çoğunluğu yoksuldur- oyları istismar edildi. Kapitalizmin birinci ilkesi alternatifleri boğmaksa ikincisi, olası potansiyel muhalefet hareketlerini bölmektir: Kapitalizm böler. Kadın-erkek olarak ayrıştırır, Kürt-Türk olarak ayrıştırır ve böler, Alevi-Sünni olarak böler ve ayrıştırır ve dolayısıyla kitlesel bir emek muhalefetinin oluşumunu engeller. Marx ve Engels, Komünist Manifesto’yu 'ülkelerin bütün işçileri birleşin' sloganı ile bitirirken aslında ta 19. Yüzyılda ortaya çıkmış olan bu tehlikeye işaret ediyorlardı."

CHP'nin politikalarının AKP'ye alternatif sunmadığına dikkati çeken Prof. Dr. Güney, CHP'nin özellikle iktisadi olarak AKP’ye bir alternatif sunmadığını; böyle bir niyetinin de olmadığını dile getirdi. Geçmiş yerel yönetim pratiklerine bakıldığında, AKP’li belediyeler ile CHP’li belediyelerin uygulamaları arasında fark bulunamayacağına değinen Prof. Dr. Güney, "Mersin, İzmir, Antalya gibi CHP’li büyükşehir belediyelerinin uygulamalarına baktığınızda özelleştirme ve taşeronlaştırmanın had safhada olduğunu görürsünüz. 'Gezi' olaylarına destek amacıyla KESK’in bir günlük genel grev kararına katılmak isteyen İzmir büyükşehir işçilerine karşı CHP’li belediye başkanı ulusal basın üzerinden açıkça tehdit savurduğunda, Ankara büyükşehir belediye başkanı Melih Gökçek, bu tutumu desteklediğini bildiren mesajlar yayınladı. Bu da emekçiler ve toplumcu belediyecilik söz konusu olduğunda CHP ve AKP’nin terazinin aynı kefesinde durduklarını gösteriyor" diye konuştu.

Prof. Dr. Güney'e göre; 'Halkların Demokratik Partisi (HDP), bölünmüşlüğün karşısında öncelikle Kürt ve Türk emekçilerini, bununla birlikte erkek egemen ayrımcı-şovenist devlet politikalarından muzdarip tüm kesimleri birleştirecek bir etki sağlayabilir.'

'BELEDİYELER; NEO-LİBERAL POLİTİKALARIN ARAÇLARI'

Türkiye'deki belediyeler için, "neo-liberal politikalar kapsamında iktisadi canlanmaya yardımcı olacak araçlar rolü biçildi" diyen Prof. Dr. Güney, "Doğru düzgün sanayisi olmayan Türkiye gibi ülkelerde inşaat sektörü ve diğer kentsel rant mekanizmaları önemlidir. Bu nedenle,  merkezileştirilen imar planları hazırlama ve var olan planları değiştirme yetileri aracılığıyla, TOKİ ve Şehircilik Bakanlığının aracılığıyla inanılmaz rantlar yaratılmakta ve bunlar AKP’ye yakın müteahhitlere peşkeş çekilmektedir. Bu iktisadi talanın bir diğer ayağı da kentsel dönüşüm politikalarıdır. Öyle ki kentsel dönüşüm üzerinden ev sahibi olacağı iddia edilen yoksul kesimler inanılmaz borç ve yükümlülüklerin altına sokulurken, kent merkezleri inşaat sektörü üzerinden spekülatif sermayenin, alışveriş merkezleri üzerinden ticari sermayenin cirit attığı alanlar haline getirilmektedir. Bundan yoksulların lehine bir sonuç çıkması mümkün değildir. Özgürlükçü ve toplumcu belediyecilik iddiasında olan partilerin başta kentsel dönüşüm olmak üzere bu yağmaya karşı durmaları kaçınılmazdır" eleştirilerini yaptı.

'ESAS ÇATLAĞI İKTİSADİ KRİZDEN SONRA GÖRECEĞİZ'

AKP hükümeti ile Gülen Cemaati arasında devam eden ciddi gerilimin seçimlere yansıması hakkında ise Prof. Dr. Güney'in öngörüsü şöyle:

"Her şeyden önce, son günlerde yaşananları AKP ve Cemaat'in devleti ele geçirme savaşı olarak görmüyorum. Devlet, bir burjuva devletidir ve siyasal bunalım ancak burjuvazinin kendi iç fraksiyonları arasındaki gerilimle açıklanabilir. Gerilim esas itibariyle ANAP’tan bu yana siyasal iktidarların arkasında kitlesel küçük burjuva sınıf desteğindeki çatlamanın siyasal bir yansımasıdır. Yaklaşmakta olan iktisadi krizin ilk etkilerini, yıllardır bu sistemden nemalanan küçük burjuvazinin konumundaki sarsılma ile açıklayabiliriz. Israrla vurgulanması gereken, siyasal krizler iktisadi krizlere yol açmaz, tersine her siyasal kriz yaklaşmakta olan kaçınılmaz sermayenin krizinin bir yansımasıdır. Anlaşılan o ki bu ittifakın büyük bir kısmı hala AKP ve onun iktisat politikalarının arkasında duruyor. O nedenle ben bu seçimlerden AKP’nin ciddi bir yara almadan çıkacağını düşünüyorum. Esas çatlağı büyük olasılıkla, muhtemelen 2014 sonu veya 2015 başlarında yaşanacak iktisadi kriz sonrası göreceğiz." (ANF)

Newededersim

 

Bu yazı toplam 1225 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Esra ÇİFTÇİ
Mesele sistemdir
Can KASAPOĞLU
Dersim Kazanacak
Mustafa ŞEN
Tarihi Sorumluluk
Fadıl Öztürk
Armağan olsun
Nesimi ÖZGECAN
Kestane Şekeri
ARŞİVDE ARA
SİTE ANKET
Dersim'de Baraj yapılmalımı?
Evet Yapılmalı
Hayır Yapılmamalı
Kararsızım