ÇOK OKUNANLAR
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Israrla süren direniş
14 Şubat 2014 Cuma Saat 19:33
15 Şubat 1999 Kürtler için milat oldu. “Roja reş (kara gün)” diye anılır oldu.

15 Şubat 1999 Kürtler için milat oldu. “Roja reş (kara gün)” diye anılır oldu. Siyahlar giyilir oldu. Son 15 yıldır bir halk nazarında insanlık adına gelişen bu tavır, tüm dünyaya güçlü biçimde haykırıldı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplo, 15 yılı geride bıraktı bırakmasına. Ancak dünyada eşine az rastlanır bir sürecin tanıklığıyla geride kaldı. Pek çok saldırıya, hamleye, oyuna ve aldatmacaya rağmen Kürtler, 15 Şubat’ı boşa çıkarmasını bildi.

15 yıl önceki hesaplar ve sonrasında devam eden bu konsept, Kürt halkının güçlü direnci ve özgürlük iradesini aşamadı. “Bitti”, “etkisizleşti”, “dağıldı”, “son darbe” naralarına rağmen Kürt hareketi, gerek Kürtler gerekse de halklar adına bir yığın kazanıma imza attı.

Öcalan’ın 1 Eylül 1998 tarihindeki ateşkes deklarasyonu 9 Ekim 1998 komplosuyla yanıt buldu. Öcalan’ın Suriye’den çıkmasıyla birlikte uluslararası komplo fiilen başlamış oldu. Bugünün güncelinde yaşanan Suriye’ye dönük uluslararası güçlerin baskısı, 1998 yılının sonlarında da yaşandı. Öyle ki “suyunu keseriz” tehditlerine varana kadar bir yığın baskı hamlesi gerçekleşti. 17 Eylül 1998’de Washington’da KDP, YNK ve ABD arasında yapılan toplantıda 1992’de oluşturulan Kürt Federe Meclisi ve yönetimiyle Türkiye’nin anlaşmaya vardı. Bu anlaşma tüm dünyaya duyuruldu.

Söz konusu tehdit ve baskıların ardından Öcalan, Suriye’yi terk etti. Öcalan’ın çıkışının ardından kendisini güvenceye almak ve rahatlatmak isteyen Suriye rejimi ise baskı ve tehditleri de bertaraf etmek amacıyla “Öcalan’ın Suriye’den ayrıldığını, bir daha da girişine izin verilmeyeceğini” açıkladı. Suriye de bu komplo içerisinde bu şekilde rolünü yerine getirmiş oldu.

DEMOKRASİNİN MABEDİ(!) EMPERYALİZME HİZMET ETTİ

Akabinde Öcalan, Yunanistan’ın başkenti Atina’ya hareket ederek, özellikle Mart 1993 ateşkesiyle birlikte ağırlık verdiği barış ve diplomasiyle Kürt sorununda adil, demokratik ve kalıcı çözüm arayışına yoğunluk kazandırmaya çalıştı. Uluslararası komplodaki bir başka güç ise uygarlık tarihinde önemli bir yere sahip olan Yunanistan’dı. Demokrasinin ilk olarak uygulandığı iddia edilen toprakları temsil eden Yunanistan’ın demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan tavrı üzerine Öcalan, Rusya’nın başkenti Moskova’ya hareket etti. Bu trafik bir zaman sonra da Türk medyasında “Öcalan, Türkiye sınırlarından Rusya’ya geçti” şeklinde platonik yorumlara da vesile oldu.

RUSYA HÜKÜMETİ DUMA’NIN KARARINI TANIMADI

Rusya’da yaşanan süreç ise ilk anda olumluydu. 4 Kasım 1998’de Rusya Parlamentosu Duma’da 298 parlamenterin oyuyla Öcalan’a siyasi sığınma hakkı tanıması için hazırlanan karar tasarısı onaylandı. ABD Dışişleri Bakanlığı ise buna tepki göstererek, sığınma hakkını kabul etmeyecekleri açıklamasında bulundu. Sosyalizmin yer yüzünde en güçlü biçimde hayat bulduğu Rusya da Öcalan’ı kabullenmedi. Rusya İçişleri Bakanı Sergei Stepaşin, Avrupa Konseyi’nde düzenlediği basın toplantısında Duma’nın aldığı “kararın hiçbir öneminin olmadığını” ABD başta olmak üzere uluslararası emperyal güçlere deklare etti.

TARİHİ KENT ROMA’DA TARİHİ ANLAR

Rusya’nın ardından Belarus’ta kısa bir zaman için yürütülen çabalar da sonuç vermeyince Öcalan, bu defa 12 Kasım 1998’de uçakla İtalya’nın başkenti Roma’ya gitti. Güvence vermesine rağmen İtalya, Öcalan’ın topraklarına gelmesinin ardından hakkında tutuklama kararı çıkardı. Öcalan bu nedenle İtalya’da kaldığı 2 ay boyunca bir evde polis nezaretinde kaldı. İtalya hükümeti Öcalan’ı Türkiye’ye iade etmeyeceklerini ve kendi kanunlarına göre yargılama yapacaklarını açıkladı. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere pek çok ülkeden  İtalya’ya adeta çıkarma yapan Kürtler, Öcalan’ı sahiplendi. Türkiye ise İtalya’ya yönelik boykot kampanyası düzenlemesinin ardından İtalyan işadamları kendi hükümetlerine Öcalan’ın iade edilmesi yönünde baskı uygulamaya başladı. Baskıların yoğunlaşması üzerine dönemin Hükümet Başkanı Massimo D’Alema, Öcalan’a sığınma hakkı verecek Avrupa ülkelerinde girişimlerde bulunmaya başladı. Yürütülen bu diplamosi ise hiçbir Avrupa ülkesinden karşılık bulmadı.

ULUSLARARASI OPERASYON ADIM ADIM YÜRÜTÜLDÜ

Demokrasisiyle övünen Avrupa ülkelerinin uluslararası emperyalist güçlerin baskısı ve Türkiye’nin tehdit kampanyaları karşısında tutunamamasının ardından Öcalan, 16 Ocak 1999’da İtalya’dan ayrıldı ve tekrar Yunanistan’a gitti. CIA, MOSSAD gibi istihbarat örgütlerinin geri plandan yönettiği bu süreçte Öcalan,  Kenya’ya yönlendirildi. 2 Şubat 1999’da tamamen yabancı ve hiçbir şekilde etrafında kimsenin olamayacağı bir coğrafya olan Kenya’ya gitmek zorunda bırakılan Öcalan, başkent Nairobi’deki Yunanistan Büyükelçiliği’ne götürüldü. MİT, CIA ve MOSSAD işbirliğiyle de 16 Şubat 1999’da sabaha karşı saat 03.00’te Türkiye’ye kaçırıldı.

DAVA, İMRALI SİSTEMİ VE İDAM KARARI…

Öcalan, Türkiye’ye getirildikten sonra İmralı Adası’ndaki cezaevine getirilirken, diğer mahkumlar adadan çıkarıldı. Tamamen Öcalan’a göre bir sistem geliştirilen İmralı, özel politikalarının uygulandığı bir hale büründü. Giriş-çıkışları ilk olarak kontrol altında bulunduran Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi, daha sonra  MGK ile ortaklaştı. 29 Haziran 1999 tarihinde “Devletin birliğini bozmaya veya devletin hakimiyeti altında bulunan topraklarda bir kısmının devlet iradesinden ayırmaya kalkışmak” iddiasıyla yargılanan Öcalan’a, 31 Mayıs-29 Haziran 1999 tarihleri arasında süren dava neticesinde idam cezası verildi. Asrın davası olarak tanımlanan bu sürecin ardından Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararı onarken, Kürtler, her yerde kararı protesto eylemleri gerçekleştirdi.

İdam kararının sıkça tartışıldığı ve devletin de ne yapacağı noktasında süren 3 yıllık belirsizliğin ardından DSP, ANAP ve MHP’den oluşan koalisyon hükümeti, idam cezasını ilk önce 2002'de “savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışındaki suçlar” dahilinde kaldırılması yönünde kanun çıkardı. Bu karar AB uyum yasaları kapsamında gerçekleşti. 3 Kasım 2002’de tek başına iktidara gelen AKP ise uyum yasaları kapsamında  2004 yılında çıkardığı yasayla idam cezasını tüm suçlar için ortadan kaldırdı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise (AİHM) 12 Mayıs 2005’te önemli bir karara imza attı. AİHM, Öcalan’ın “savunma hakkının zedelendiğine” karar vererek, savunmasıyla ilgili masrafların da Türkiye tarafından karşılanmasına hükmetti.

SİSTEMATİK ÖZEL UYGULAMA TECRİTLE BOYUTLANDIRILDI

İdamın kaldırılmasıyla birlikte ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Öcalan’a İmralı’da başlatılan özel sistemle tecrit uygulamaları başladı. Dış dünyayla bağı kesilmeye çalışılan Öcalan’a gazeteler sansürlenerek kısıtlı biçimde verilirken, televizyon ise gündeme dahi alınmadı. Kamera sistemiyle sürekli izlenme altına alınırken, mazgal kapısından saat başı kontrol edilen Öcalan, normal şartlar altında bütün tutuklu ve hükümlülere tanınan 10 dakikalık telefonla konuşma hakkını da kullanamadı.

Kaldığı odanın değiştirilerek daha küçük bir alana sıkıştırılan Öcalan üzerindeki tecrit daha da yoğun bir hale dönüştürüldü. Nisan 2007’de 20 gün hücre cezası uygulanan Öcalan, bu süre içinde hiçbir kimseyle de görüştürülmedi. Sık sık çeşitli gerekçelerle kesintiye uğratılan avukat görüşleri ise 27 Temmuz 2011 tarihinden bugüne kadar gerçekleşmiyor. Öcalan’la görüştürülmeyen avukatlara ise 22 Kasım 2011’de düzenlenen “KCK” operasyonunun ardından pek çoğu tutuklandı.

ZEHİRLEME GİRİŞİMLERİ VE İŞKENCE UYGULAMALARI

Sistematik biçimde yürütülen bu uygulama Öcalan’ın Mart 2007’de avukatlarının, “Öcalan’ın zehirlendiği” yönündeki açıklamalar ardından kamuoyunda ciddi kaygılar doğurdu. Ayrıca Öcalan’ın kaldığı yerin mimarisinin çok kötü oluşu ve karbondioksit oranının yüzde 75 gibi yüksek bir oranda olduğu ortaya çıktı. Zehirlenme tartışmaları ve tepkilerini görmezden gelen İmralı sistemi, bu kez de Öcalan’a fiziki müdahalede bulunarak provokasyon girişimini boyutlandırdı. 2008 yılının Temmuz ayında saçları kendi istediği dışında kazıtılarak fiziksel işkence uygulanan Öcalan, Ekim 2008 tarihinde “tabutluk” olarak nitelendirdiği hücresinde arama gerekçesiyle yere yatırılmasıyla bu süreçte adeta Kürtler kışkırtıldı.

İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) 19-22 Mayıs 2007 tarihlerinde Öcalan’ın zehirlendiği iddialarının gündeme geldiği dönem ile 2010’da hazırladığı raporlarda İmralı’ya ilişkin uyarıları ve önerileri tam anlamıyla yerine getirilmedi. CPT’nin raporlarına rağmen Türkiye, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla CPT’ye yazdığı yazılarda açık bir şekilde Öcalan’ın diğer hükümlülerin yararlandığı haklardan yararlanamamasına gerekçe olarak disiplin cezalarını göstermişti.

‘GÜNEŞİMİZİ KARARTAMAZSINIZ’ EYLEMLERİ

Maraş Cezaevi’nde 9 Ekim 1998’de bedenini ateşe veren M. Halit Oral’ın eyleminin ardından cezaevlerinde, Rusya’da, Almanya’da, Qamişlo’da, Kürdistan ve Türkiye’de toplam 61 kişi bedenlerini ateşe verdi. Aynı dönemde cezaevinde 1 kişi açlık grevinde, 2 kişi ırkçı saldırı ve işkencede, 1 kişi uçak kaçırma eyleminde, 3 kişi de bombalı eylemde hayatlarını kaybetti. Bu eylemler ve eylemleri gerçekleştirenlerin öyküleri, “Güneşimizi Karartamazsınız / Ateşten Günler” adıyla kitaplaştırıldı.

Öcalan daha Türkiye’ye getirilmeden 61 kişinin bedenini yakma eylemleri, Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişinin ilk haftasında 11 yaşındaki Zehra Çelik’in de aralarında bulunduğu 63 kişinin kendisini yakarak, komployu protesto etmesiyle yoğunluk kazandı. Daha sonraki süreçlerde de bu eylemler sürdü.

İzmir Kırıklar F Tipi Cezaevi’nde 24 Ekim 2005’te Serdar Arı adlı tutsak, Öcalan’a ve tutsaklara yönelik tecride karşı 3 battaniye ile bedenini yaktı. 2010-2011 yılları arasında 8 kişi daha Öcalan’a uygulanan tecride karşı bedenini ateşe verdi.

Uluslararası komployla Türkiye’ye getirilen Öcalan için yapılan eylemlerden biri de Viyan Soran’ın gerçekleştirdiği eylem oldu. 2 Şubat 2006'da Federal Kürdistan Bölgesi'nin Haftanin alanında bedenini ateşe veren HPG Meclis Üyesi ve YJA STAR Komutanı Viyan Soran, eylemi Öcalan’a yönelik tecride karşı gerçekleştirdi.

ÖCALAN İÇİN TOPYEKÜN AÇLIK GREVİ

12 Eylül 2012 günü PKK ve PAJK’lı tutsakların, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının yaratılması, anadilde savunma ve anadilde eğitim hakkı talepleriyle açlık grevi eylemine başladı. Hükümetin kayıtsız kalmasıyla süresiz-dönüşümsüz hale dönüştürülen açlık grevi, yine Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan aracılığıyla 18 Kasım 2012’de yaptığı açıklama ile sona erdirildi.

Öcalan’ın uluslararası komploya yönelik Kürtlerin tepkisi oldukça sert ve yakıcı oldu. Dağda, cezaevinde, köyde, kentte, Avrupa’da, Kürdistan’da, nerede olmuşsa Kürtler, orada bedenlerini ateşe verdi. Ekim-Kasım-Aralık 1998 ile Ocak 1999’da toplam 61 kişi bedenlerini ateşe vererek, komployu protesto etti. 17 Kasım 1998’ tarihinde Rusya Parlamentosu Duma’nın önünde kendini yakan Ahmet Yıldırım ve Remzi Akkuş, “Öcalan’ın etrafında ateşten çember olalım. Güneşimizi karartmasınlar” şiarıyla bu eylemleri yaptıklarını duyurdu. Sonraki süreçlerde de benzer eylemler sürdü. Bu sebepten ötürü yapılan eylemler “Güneşimizi karartamazsınız” eylemleri olarak geçti tarihe.

HERŞEYE RAĞMEN ‘BARIŞ’ DED 

Öcalan, uluslararası komplonun ardından ortaya koyduğu stratejik ve politik hamlelerle komplonun boşa çıkarılışı kadar, bilince çıkarılmasında da önemli etkiler yarattı. Öcalan, Kürt sorununda çözüm arayışları çerçevesinde devlet heyetleriyle çeşitli görüşmelerde gerçekleştirdi. Tecrit, özel uygulamaların da geri teptiği ve sonuç vermediği bu dönem boyunca çözüm girişimlerini somutlaştıran Öcalan, 156 sayfalık “Yol Haritası”nı 15 Ağustos 2009 tarihinde cezaevi idaresine teslim etti. Ancak gizlenen ve Öcalan’ın çözüm için 10 temel ilke başlığında topladığı Yol Haritası 1 buçuk yıl sonra kamuoyuna ulaştı.

15. YILDA ÇÖZÜME DAİR

AKP iktidarının kayıtsızlıkla, görmezden gelmekten öte yaklaşım sergilemediği Öcalan’ın çözüm adımları karşısında kimi devlet heyetlerinin İmralı’da Öcalan’la görüşmeleri devam etti. 2011’de KCK’nin eylemsizlik kararıyla desteklenen bu süreç 1 Haziran 2012’de ise AKP’nin adım atmaması üzerine sona erdi. KCK yaptığı açıklamada “devrimci halk savaşı” başlattığını deklare ederek yeni bir çatışmalı süreç yaşandı. Yoğunluk düzeyi yüksek olan bu süreç ise yaklaşık 2 ay sürdü.

Hükümete de ciddi uyarılarda bulunan Öcalan’ın girişimleriyle normalleşme durumuna evrilen bu süreç 2013 yılı başlarında Başbakan Erdoğan’ın “silahlar sussun, fikirler konuşsun” çıkışıyla farklı bir boyuta ulaştı. 2013 Newrozu’nda resmileşen görüşmeler ışığında çözüm deklarasyonu yayınlayan Öcalan’ın çağrısı Türkiye başta olmak üzere uluslararası kamuoyunda da ciddi yankılar uyandırdı ve olumlu karşılandı. 

‘DEMOKRATİK MODERNİTE SİSTEMİNDE YER ALIN’ ÇAĞRISI

Her zaman olduğu gibi Newroz deklarasyonunda da tüm kesimlere çağrıda bulunan Öcalan, demokratik bir barış ve çözüm noktasında şunlara dikkat çekmişti: “Tüm ezilen halkları, sınıf ve kültür temsilcilerini; en eski sömürge ve ezilen sınıf olan kadınları, ezilen mezhepleri, tarikatları ve diğer kültürel varlık sahiplerini, işçi sınıfının temsilcilerini ve sistemden dıştalanan herkesi çıkışın yeni seçeneği olan Demokratik Modernite Sistemi’nde yer tutmaya, zihniyet ve formunu kazanmaya çağırıyorum. Büyük felaketlere uğramış halkları, sınıfları ve kültürleri de alarak bir model inşa etmeye çalışıyoruz. Zamanın ruhunu okuyamayanlar, tarihin çöp sepetine giderler. Suyun akışına direnenler, uçuruma sürüklenirler.”

BAŞBAKANIN AÇIKLAMASI

Öcalan, 2013 Newroz deklarasyonunda gerilla güçlerinin sınır dışına çıkması yönünde de çağrıda bulundu. Böylelikle 1999 yılından sonra gerilla güçleri ikinci kez sınır dışına çekilme aşamasına geldi. Öcalan’ın Newroz deklarasyonu için Başbakan Erdoğan, “Doğrusu bu açıklamayı olumlu bir gelişme olarak görüyorum. Çağrıyı, daveti olumlu bir gelişme olarak görüyorum. Silahlar bırakılmalıdır, eyleme karışmış, karışmamışlar ülkemizi terk etmeli. O zaman bizim güvenlik görevlilerimizin operasyon yapma lüksü yok, biter. Onun için uygulama çok çok önemli. Mesajlar bizim söylediğimiz mesajlarla örtüşüyor” diyerek, devlet heyeti ile Öcalan arasındaki müzakereyi de resmi olarak açıklamış oldu. 

Başbakanın ardından AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik de “Uzun zamandan bu yana beklenen bir şeydi. PKK'nin sınır dışına çekilip, sonra da silahları bırakması arzu edilen bir şeydi. Eğer sınır dışına çekilirlerse operasyonlar yapılmayacak. Biz bu zamana kadar sözümüzün arkasında durduk. Bizim bütün derdimiz demokratik değerler altında insanları buluşturmak” sözleriyle Başbakanın açıklamalarını teyit etmiş oldu. 

ANKARA’DA DÖRTLÜ ZİRVE YAPILDI

Öcalan’ın 2013 Newroz mesajından bir gün sonra Başbakanlık Resmi Konut'ta dörtlü bir zirve yapıldı. Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala arasında gerçekleşen olağanüstü görüşmede Öcalan'ın mesajı ele alındı. 

Öcalan, gerillaların sınır dışına çekilmesi önerisini hayata geçiren KCK de bir adım daha atarak esir askerleri serbest bıraktı. Ancak gerillaların sınır dışına çekilişini olumlu bulan AKP hükümeti, bu sürecin yasal güvenceye kavuşturulması noktasında adım atmadı. Genel anlamda Türkiye kamuoyunda olumlu bir tepki alan Öcalan’ın gerillanın sınır dışına çekilme çağrısının ardından yaşananlar karşısında Başbakan Erdoğan, “Çok düşük bir oran sınır dışına çıktı” diyerek sürecin önünü açmak, çözümün demokratik zeminde gelişmesi yönündeki yasal politikaları hayata geçirmek yerine tartışmaları “yüzdeliğe” vurarak, kamuoyunda süreci tıkayan tartışmaların gelişmesini sağladı. 

‘TARİHİ SÜREÇ’TE TARİHİ TEKERRÜR

MÜSİAD'ın 22'nci Olağan Genel Kurulu'nda konuşan Başbakan Erdoğan, sürece ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Türkiye için tarihi bir süreç. Artık yeni bir dönem başlamış ve kapıları ardına kadar aralanmıştır. Gerçekten tarihi bir süreçten geçiyoruz” dedi. Fakat süreci “tarihi” olarak ele alan Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarı, “tarihi süreç” karşısında tarihi tekerrür ettirdi ve önceki dönemlerde de olduğu gibi “Kürt realitesini kabul eden” anlayıştan öteye geçemeyerek, somut anlamda hiçbir adım atmadı.   

BARZANİ’YE MEKTUP GÖNDERDİ

Öcalan, çözüme katkı sunması amacıyla Federal Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’ye de mektup gönderdi. Gelinen aşamada sürecin tek taraflı ilerleyemeyeceğine dikkat çeken Öcalan, sürecin ilerleyebilmesi için kısa sürede müzakerelere başlanması gerektiğinin altını çizdi. 

ÇÖZÜM İÇİN 3 BAŞLIKTA DEVLETİN YAPMASI GEREKENLER

Bir yıllık yeni süreçte BDP ve HDP’den oluşan heyetlerle toplam 16 kez görüşme yapan Öcalan, son görüşmede ise “sürecin yasal statüye kavuşturulması, izleme kurullarının oluşturulması ve 8 komisyonla ilgili başlıkların müzakereye açılması”na ilişkin 3 başlıkta yaklaşımını güncelledi. Öcalan, sürecin sağlıklı biçimde ilerleyebilmesi için devletin müzakere heyeti oluşturarak, görüşmelerin daha sık olmasını istedi.  (ANF)

Newededersim

Bu yazı toplam 3993 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Esra ÇİFTÇİ
Mesele sistemdir
Can KASAPOĞLU
Dersim Kazanacak
Mustafa ŞEN
Tarihi Sorumluluk
Fadıl Öztürk
Armağan olsun
Nesimi ÖZGECAN
Kestane Şekeri
ARŞİVDE ARA
SİTE ANKET
Dersim'de Baraj yapılmalımı?
Evet Yapılmalı
Hayır Yapılmamalı
Kararsızım