ÇOK OKUNANLAR
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Aynur Doğan konseri üzerine..
24 Şubat 2014 Pazartesi Saat 18:36
B. Şîlan, 'Berlin'de bir Aynur Doğan konseri' üzerine önemli değerlendirmeler..

Kürt sanatçısı Aynur Doğan 7 Şubat günü Berlin`de bir konser verdi. Yüksek bir katılımla gerçekleşen etkinlikte, kitle baştan sona kadar kendisini çoşku ile izledi, destekledi. 

B. Şîlan / Berlin

Bir konser hakkında yazarken öncelikle kendimle ilgili bir noktayı okuyucuya hatırlatmak isterim: Benim müzik eleştirmenliğim yok. Bu konu ile ilgim, ortalama bir dinleyicininkini pek aşmaz. Ama yine de hem konserin kendisi hem de Aynur`un müziği konusunda bir kaç noktaya değinmeyi gerekli görüyorum.

Aynur`un müzigi ile ilgili her hangi bir değerlendirmede bulunurken de sanıyorum ilk vurgulanması gereken şey, onun olaganüstü gırtlağıdır. Dersim`in bu genç kızını dinlerken, çoşkun Munzur nehrinin kenarına oturmuş, onun sonu gelmez şırıltısı ile bütünleşmiş hissediyorsunuz kendinizi. Munzur nasıl ki hava koşullarına uygun tarzda coşuyor, isyan ediyor ya da sakinleşiyorsa, Aynur da programında aynen bunu yapıyor; dostluk, aşk, ihanet ve kavga, onun müziğinde dalgalar halinde iç içe geçiyor, birbirini izliyor. Sanıyorum bu yönüyle, yani sesi açısından Aynur`u bir dünya yıldızı olarak nitelendirmek yanlış olmaz. O, halkımız için gerçekten de büyük bir değerdir. 

Konserde, saz ekibi de hayli başarılıydı ve Aynur`un gösterdiği üstün performansta kuşkusuz  bu ekibin önemli payı vardı. 

Beri taraftan, konserin müzik programı ne kadar başarılı idiyse, geriye kalan kimi yanları da o ölçüde başarısız ve sıkıcıydı. Neden böyle düşünüyorum; bunu bir kaç örenkle açıklamaya çalışayım:

1) Hiç gereği yokken, araya bir kaç parça türkçe eser serpiştirse de Aynur bir Kürt müziği sanatçısıdır programı da Kürtçeydi. Hal böyle iken, Berlin`de Kürtçe konuşan kimse yokmuş gibi, organizetörler daha önce de yaptıkları gibi sunum işini tek kelime Kütçe bilmeyen birine Türkçe olarak yaptırdılar. 

Hangi taşı kaldırsan altından çıkma meraklısı olan bu sunucu da her keresinde bir miting alanındaymış gibi nutuk çekiyor, programla ilgisi olmayan bir dizi boş laf ediyor, uzun uzadıya şiirler okuyor vs. Özellikle de ”Anadolu” üzerine söylediği klişeleşmiş boş laflar çekilecek gibi değil. Bana kalırsa, en başta bizzat Aynur`un bu noktayı göz önüne alması ve bundan sonraki muhtemel konserlerinde dinleyiciye sıkıntı veren bu tür gösterişçi davranışlara izin vermemsi gerekir.

Tabi aynı kişi, bu arada bizim Dersim`li Aynur`un müziğini ısrarla ”Anadolu Müziği” diye lanse etmekten de geri kalmadı. 

Oysa ”Anadolu” sözcüğü özünde bir yer ya da bir cografya parçasının adı değil, onun böyle bir tarihi yok. Daha doğrusu tarihte bu adla adlandırılmış bir coğrafi alan mevcut değil.

Tarihte Yunanlıların kullandıkları ”Anatolia” var ama anlam olarak onun da ”Anadolu” sözcüğü ile her hangi bir ilgisi yok. Üstelik,  ”Doğu Ülkesi” ya da ”Güneşin Doğduğu Yer” anlamına gelen bu ismi, Yunanlılar Ege ve Marmara kıyı bölgeleri için kullanmışlar. 

Anadolu ise Türk milliyetçilerinin bir türetmesi ya da uydurmasıdır. Onlar, nasıl ki iktidar olur olmaz Türk olmayan halkların varlıklarını inkar ettiler, ulusal kimliklerinin kullanılmasını yaskaladılar ve T.C. toprakları üzerinde yaşayan her kese Türk dediyseler, bu devletin sınırları içerisinde kalan ülkelerin adlarının üzerine de bir çırpıda çizgi çekip tümüne birden ”Anadolu” demeye başladılar. Yani bu terim, ”Türkiye” terimi gibi bir asimilasyon çocuğudur. 

Dersim`e gelince; o, tarihte değişik adlara sahip oldu. Onu, bir dönem için Ermenistan`a bağlı gösterenler de var. Ama yaklaşık son bin yılda Dersim`in Kürdistaniliği tartışma götürmez. Resmi ve gayriresmi belgeler bunun kanıtlarıyla doludur. Hatta yüz yıllarca Kürdistan terimi

sadece bu bölgeyi yani Dersim`i akla getirmiş.  Zaten Dersimlilerin kendileri de gerektiğinde buna vurgu yapmaktan çekinmemişler.

Hal böyle iken Dersimli Aynur`un müziği neden Kürdistan değil de ”Anadolu müziği” oluyor? ”Hassas” çevrelerden duyulan korku mu, asimilasyonun yarattığı beyinsel travmanın bir sonucu mu yoksa ikisinin bir bileşkeni mi? Üzerinde düşünülmeye değer bir konu.

Yine aynı konuda bizzat Aynur`un kendisine de söylenecek bir kaç sözümüz var. 

Bu son konsere kadar, Aynur için ”İzleyici ile diyaloğ kurmakta başarılı sayılmaz, fazla donuk duruyor” diyerek eleştirtide bulunanlar vardı. Bahsini ettiğim konserde, bunu aşmaya çalıştığını gördük. Elbet, bazı sanatçılarımızda göze çarpan konuşma hastalığına yakalanıp olur olmaz şeylerle izleyiciyi bıktırma derecesinde vardırılmadığı sürece bu yapılabilir, doğaldır. 

Ancak, onun için bu noktada hiç hoş görülmemesi gereken zaaf, adeta yemin etmişçesine kendi ana dilinden uzak durması, konuşma dili olarak sadece Türkçeyi seçmiş olmasıydı. Sanatçı bu işi o kadar ileriye götürdü ki program sırasında bile yer yer homurdamalar baş gösterdi. Neden Kürtçe olarak bir şey söylemiyor, Kürtçe bilmiyor mu? sorusuna kendim de defalarca muhatap oldum. Konserden sonraki günlerde de yine durum değişmedi, Aynur bu yönden eleştirilmeye devam edildi ki sanıyorum Haydar Selçuk başta olmak üzere, organizatörler de bunun farkındalar. 

Eğer bu tutumun nedeni, Kürtçe bilmeyen izleyicilerin varlığı ise prensipte yanlış düşünülüyor demektir. Bir konserde her kese anlıyabildiği dilden hitap etmek gibi bir mecburiyetiniz yok. Kaldı ki salonda Türkçe bilmeyen izleyiciler de vardı. Kitlenin hatırı sayılır bir kesimini, Kürdistan`ın Türkiye sınırları dışında kalan parcahalarından gelenler oluşturuyordu. Yine dinleyici alman sayısı da bir hayliydi. Bu bakımdan eğer izleyicilerin tamamının söylenenleri anlamasını isterseniz, orada sunum dahil bütün konuşmaları Almanca olarak yapmanız gerekir. Aynur`un anadili ve aynı zamanda müzik yaptığı dil olan olan Kürtçe ile konserin yapıldığı ülke halkının dili olan Almancayı bir kenara itip hiç ilgisi ve gereği yokken, Türkcehyi konuşmak, mantıksal olarak ta haklı yanı olan bir davranış sayılmaz. 

Üstelik bu, sadece Aynur`da karşılaştığımız bir zaaf değil. Kürt ses sanatçılarının önemlice bir kesimi yapıyor aynı şeyi. Oysa ses sanatçılarımız, dil ve kültürümüzün yaşatılması ve yaygınlaştırılmasında birinci derecede rol sahibi kişilerdir. Toplumda, başka hiç bir kesimin bu alanda onlar kadar etkili olmadığını söylemek yanlış olmaz. Bu bakımdan toplum olarak onlara sahip çıkmamız, onları gözbebeğimiz gibi korumamız ne kadar doğal ve gerekli ise onlardan da Kürt dil ve kültürünü koruma ve ileriye götürme konusunda titiz davranış beklemek o derece hakkımızdır. Doğal olan da budur zaten. Usal ve kültürel değerlerimizi koruma konusunda sonuna kadar kararlı ve tavizsiz tutum içerisinde olmazsak kaybetmekten kurtulamayız. 

Gelecek konserinde bu yönden farklı bir Aynur görmek dileğiyle. 

Newededersim

Bu yazı toplam 1460 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Esra ÇİFTÇİ
Mesele sistemdir
Can KASAPOĞLU
Dersim Kazanacak
Mustafa ŞEN
Tarihi Sorumluluk
Fadıl Öztürk
Armağan olsun
Nesimi ÖZGECAN
Kestane Şekeri
ARŞİVDE ARA
SİTE ANKET
Dersim'de Baraj yapılmalımı?
Evet Yapılmalı
Hayır Yapılmamalı
Kararsızım