ÇOK OKUNANLAR
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KÜLTÜRLER SAVAŞI
10 Nisan 2009 Cuma Saat 10:16
ABD'deki 11. Eylül terör saldırısını bahane eden bazı "Modern Haçlılar", yeni bir Haçlı Seferine çıkalım diye açık görüş belirttiler.

HAYDAR IŞIK                                                                           Şubat 2006          
  

         KÜLTÜRLER SAVAŞI -- SULTAN SELAHADDİN  EYYUBİ  ve  TORUNLARI


 ABD'deki 11. Eylül terör saldırısını bahane eden bazı "Modern Haçlılar", yeni bir Haçlı Seferine çıkalım diye açık görüş belirttiler. Tabii dünya eskisi gibi büyük değil, Washington ile Londra arasındaki komunikasyon saniyede görülüyor. Artık savaş yapmak için komşu olmaya gerek kalmamaktadır. Dünyanın lideri ABD; ülkesinden, okyanuslar ötesinden, Türkiye ve Pakistan'dan kaldırdığı uçaklarıyla, hiç bir zaman komşu olmadığı ama bir zamanlar Sovyetler Birliğine karşı desteklediği, eski silah arkadaşları Talibana karşı savaş açabiliyor. Irak’ta biz Kürtlere göre haklı olan, barbar Saddam rejimini kendi çıkarları olduğu için değiştirebiliyor. 
İyi bilinmeli ki, son bin yıldır demokrasi, teknik gelişmeler ve uygarlık Batı Dünyasından yayılmaktadır. Batı; insan hakları, kadın erkek eşitliği, azınlıkların korunması, sivil toplum yaratmada, devlet yönetimini çevreye açmada, kişi hak ve hukukunun gelişmesinde insanlığa faydalı hizmetlerde bulunmuştur. Teknik gelişmelerden tutun, edebiyat ve sanat alanlarında Batı dünyası etkili olmuştur. Bunu kabul etmek zorundayız.
Ancak uygarlıkları yıkan, gelişmelere açılıp serpilmeye engel olan savaşları sürdüren de Batı değil mi? Son bin yılın en korkunç savaşlarını, tarihte görülmemiş soykırımlar yapan da Batıdır. Bu nedenle Batılı devlet adamlarının kendilerini haklı gösteren övünmeleri kanımca anlamsızdır. İslam Aleminin ve Yakındoğu halklarının gelişmesine engel başlıca iki fenomenden biri Batı’nın Haçlı Savaşlarıdır, diğeri de Moğol akınlarıdır. Bu durum, bugün de aktualitesini kaybetmiş sayılamaz.
İslam Peygamberi Hz.Muhammed’in karikatürleri nedeniyle, İslam ülkelerinde şiddet olaylarının meydana gelmesini ‘Kültürler Savaşı’ olarak niteleyenler var. Böyle bir savaşın olasılığı yoktur. İslam devletleri zaten Bat’nın egemenliği altındadırlar. Batıya ilerleyen gemide doğuya yürümek gibi bir durumları söz konusudur. İslam ülkeleri Cihad adına olsa olsa El Qaida benzeri terörist eylemler yaparlar. Nitekim Danimarka ve öbür ülkelere karşı yapılan gösteriler, El Qaida kafalı yöneticiler tarafından yönlendirilmektedir. Bu eylemleri, aşağılık kompleksi içindeki birinin feverani davranışı olarak algılamak gerekir.
İslam ülkeleri, despotik, antidemokratik yönetimlerden kurtulamamışlardır. Kişi özgürlüğü yoktur. Alttan üste işleyen ver elini öpeyim, hiyerarşisi var olunca; köylü ağaya, işçi patrona, mürid şeyhine, halk devletin kolluk güçlerine, velhasıl mutlak bağımlılık sürer gider. Devlet kutsanır. Bireye değer verilmez.  Ülkelerin ekonomik varlığı feodal güçlere, işbirlikçilere, devlet yönetimindeki bir avuç azınlığa peşkeş çekildiğinden, halk cahil ve yoksul bırakılmaktadır. Ekonomik yeterliğe kavuşamayan  birey ve toplumu modern köle konumuna düşürür. Bu nedenle İslam aleminde hurafe yalan dolan, efsane kol gezerken, insanlar Mehdi beklerken, Şiiler Kerbela sokaklarında kendilerini zincir ve kılıç darbeleriyle canhıraş ederken, bu dünyayı; zengine, şeyhe, generale, oligarşiye teslim eden kitleler öbür dünya için yaşarken, bilimsel ve toplumsal gelişme beklenemez. İslam aleminde evrensel anlamda demokrasi ile yönetilen hiç bir ülke yoktur. İslam ülkelerinde dayanışma yoktur. Ayrıca İslam ülkeleri tepeden tırnağa Batı’ya muhtaç konumundadırlar. Batı, istediği yönetimi getirir, götürür. Hal böyle olunca, yeni bir Haçlı Seferine gerek kalmaz. Çünkü Batı İran dahil tüm İslam ülkelerinin içindedir. 
Oysa eskiden Roma'da oturan papalar, İslam topraklarına savaşçı toplarlardı. Yaklaşık bin sene önce, 1096 yılında Haçlılar, Gottfried Bouillon komutasında Al Quds (Kudüs) kutsal şehrine girerek Müslüman ve Yahudi ahaliyi; taptıkları Allah'ı onurlandırmak uğruna katletmişlerdi. Daha Müslüman kanının aktığı Al Quds sokakları kurumadan onların evcil hayvanlarını da sahipleri gibi kesip doğramışlardı. Tüm canlılığı ortadan kaldırmakla, nasıl bir mentaliteye sahip olduklarını o zaman pek iyi göstermişlerdi.
Oysa Haçlıların bu katliamından doksan yıl kadar sonra büyük Kürt SELAHADDİN bin EYYUB bin ŞADİ bin MERWAN, İslam topraklarını kirleten bu çapulcuları kutsal şehir Al Quds'tan atarken, onlar gibi katliam yapmamış, insanlığın zirvesinde asil bir davranış sergileyerek, kentin kapılarını Haçlılara açarak verebilecekleri ağırlıkta fidye ile, hatta yoksullardan, yaşlılardan ve kadınlardan almadan, kutsal haçları, ikoneleriyle çekip gitmelerini sağlamıştı.
TIME Dergisinin 2000 yılında  kapağına aldığı ve geçen bin yılın en mümtaz kişiliği olarak gösterdiği Kürt Selahaddin Eyyubi gibi soylu, adil ve insana değer veren birine, bugün İslam'ın ve İslam topraklarında yaşayanların büyük ihtiyacı vardır. Böylesi biriyle onur ve değer kazanan İslam, hem Hıristiyan hem de Yahudi halkıyla barış ve kardeşlik içinde yaşadı.
Batı, Ortadoğunun bugünkü parçalanmış durumundan sorumludur.  11. Yüzyıldaki durumun bugünle benzerliği var. O gün İslam'ın körelen kılıcını keskinleştiren, Haçlı barbarlığına son vererek İslam'a soluk aldırtan, bütün dinlerin yanyana kendilerini ifade etmelerine yardım eden  Kürt Selahaddin Eyyubi'nin torunları bugün bu bölgede onun izinden giderek barış ve kardeşlik için çaba göstermektedirler. Hatta ütopik gördüğüm, bir ‘Demokratik Ortadoğu Konfederasyonu’ önerisinde bile bulunuyorlar.
İster Hıristiyan ister Müslüman veya Yahudi olsun hemen herkesin geçtiğimiz Millenyum'un en yüce, en asil, en soylu devlet adamı olarak gördüğü bu İslam'ın en büyük Emiri kimdir? Bunu tanırsak, bugünkü İslam dünyasının perişan halini ve onun torunlarının insanlık mücadelesini daha iyi tanımış oluruz.

Türk devleti, ders kitaplarında Selahaddin Eyyubi’yi "Büyük Türk Sultanı" olarak göstermektedir. Türkiye; Kürtleri inkar paranoyasından kendisini kurtaramadığı için, tarihte iz bırakan büyük Kürtleri de inkar etmek zorunda kalıyor. Kürt çocuklarından saklanan ve Türk olduğu söylenen yalnız Selahaddin değil, daha pek çok Kürt büyüğü inkar edilmektedir. İslam ülkeleri; Selahaddin'in neslinden gelen komşusu Kürt halkını inkar etmekle kalmıyor, aynı zamanda genozidle, arta kalanları da ethnozidle yok etmeye çalışıyorlar.
Bugün Kürt halkına karşı fetva verip ordusunu cihada gönderen Müftiler var. 1988 yılında Kuzey Irak'taki (Güney Kürdistan)Halepçe kentini Haçlıların zehirli gazıyla yerlebir eden, Müslüman olduğunu söyleyen Saddam Hüseyin'dir. On bine yakın kadın, erkek, çocuk Müslümanın katledildiği yıl Amman'da toplanan 'İslam Konferansında' bu katlima hiç bir Müslümandan tepki gelmemesi, Selahaddin Eyyubi'nin torunlarını hem derinden düşündürmüş, hem de İslam Alemine anlaşılır eleştiri getirmelerine neden olmuştur. Bu nedenle Kürtlerin İslam dışı düşünmeleri çıkarları gereğidir.

                                                      II.
 
                       SULTAN SELAHADDİN: BİR  YILDIZ    DOĞUYOR

Atropatene (Ateşin Ülkesi) denen bugünkü Azerbaycan da Divin dolaylarında Ravandi Aşireti hükmetmekteydi. Bütün Kürtler gibi Zerdüşt inancına sahip aşiret, İslam'ın yayılması sonrası gönüllü olmasa da İslam'ı kabul eder. (Kürtler kılıç zoruyla İslam dinine geçmişlerdir.) Ancak Farsların Şiiliği almaları gibi, Kürtler de farklılıklarını ifade edebilmek için Bağdad'ta gelişen ŞAFİİ mezhebini kabul ederler. Aşiret batıda komşuları Hiristiyan Ermenilerle dostluk ilişkileri içinde olmakla beraber, batıdan gelen yayılmacı Bizans'a ve aynı zamanda doğudan gelen Türk akınlarına karşı da savaş vermekte olduğundan iki ateş arasında kalmıştır. Türk akınları 12.Yüzyılda yoğunluk kazanınca, aşiret; ŞADİ bin MERWAN komutasında göç ederek Bagdad'a; Şadi'nin bir zamanlar Bizans'ın elinden kurtardığı, Fars esir, o sırada Sultan Muhammed'in veziri, Behroz'a giderler.
Behroz, kendisine yapılan iyiliği unutmamıştır. Şadi'yi TİKRİD DİZDARLIĞI'na atar. Bir süre sonra ölen Şadi'nin yerine oğlu Necmeddin Eyyub geçer. Necmeddin Eyyub, hakka dayanan sosyal yönetim kurmuş, halkla ilişkilerde oldukça ileri davrandığı halde, bir İslam şövalyesi olan kardeşi Ezeddin Şerkoy'un (Dağ Aslanı) Tikrid'in tanınmış bir aşiret ağasının oğlunu öldürmesi, yönetimini tehlikeye atar.
Şerkoy, bir cuma günü dövülen bir kadının bağırtıları üzerine, onu döven gence vazgeçmesini söyler. Ancak dikkafalı genç buna karşı çıkar ve tartışma düelloya dönüşür. Sonunda Şerkoy genci öldürür. Bunun üzerine Aşiret durumu Bağdad Veziri Behroz'a şikayet eder. Vezir; Necmeddin Eyyub'a bir mektup göndererek, kardeşinin; çok sevdiği bir dostunun oğlunu öldürdüğünü, kendisi Tikrid'e gelmeden topraklarını terketmesini, yoksa bu kanın intikamını alacağını bilmelerini, bu nedenle kendilerini görmek istemediğini bildirir.
Ravandililer bu kez de Mosul’a göç etmek zorunda kalırlar. Daha önce Halife ordularına yenilip maiyeti ile Tikrid'e gelen İmadeddin Zengi'nin Dicle'nin karşı geçesine geçmesine yardım ettiklerinden, Mosul Sultanı olan İmadeddin'in kendilerini kabul edeceklerini düşünürler.
Hicri 532 (1137) yılının sonbaharında göçe çıkacakları gün Necmeddin Eyyub'un karısı, geçtiğimiz bin yılın yıldızını, soylu ve asil Selahaddin Yusuf'u dünyaya getirir. Aşiret, doğan yıldız Selahaddin Yusuf'la Mosul'a zahmetli bir yolculuktan sonra varır. İmadeddin Kürtleri oldukça sıcak karşılar. Şerkoy ve Eyyub' a ordusunun en büyük komutanlığını vererek, Kürtleri kendisine bağlar.
Aslında Mosul'a sıkışan İmadeddin'in gözü hep Bağdad'tadır. Ancak onları yenecek güçte olmadığını aldığı yenilgiden anladığından, yeni kuvvetlere ihtiyaç duymaktadır. Doğusundaki ve kuzeyindeki Kürt aşiretleriyle sürtüşmelerini bu suretle geride bırakıp onların dostluğunu kazanacağını düşünmektedir. Gerçekten de Şerkoy'un çabalarıyla Kürt aşiretlerinden devşirilen savaşçılarla güçlenen İmadeddin Zengi, peygamberler kenti RIHA'yı (Urfa) kuşatır.
I. Haçlı Ordusunu yöneten asilzadeler 1098 yılında zaptettikleri İslam topraklarını bölüşürken, Balduin; kuzeyde Hisn Keifa (Hasankeyf), güneyde Haran, Aintap (Antep), Koros; batıda Küçük Ermeni Krallığına komşu Edessa (RIHA) Kontluğunun başına geçerken; Tarentli Bohemund, Antiochia (Antakya) Beyliğine, Toulouslu Raimond ise Tripoli Kontluğunun başına geçmişti.
Bağdad ve Kahire'den yönetilen iki başlı İslam Dünyasına Frenk çapulcuları uğursuz albasan gibi düşerken, karşılarında önemli direnç görmediklerinden, Frenkler zaptettikleri kale ve şehirlerdeki Müslümanları kılıçtan geçirirp onların zenginliklerine oturmuşlardı. Bu durumdan Ortadoğunun Hıristiyan halkları Ermeniler, Süryaniler ve Bizanslılar da memnun değillerdi. Hemen ilave etmek gerekir ki, eğer Haçlılar olmasaydı, Bizans tüm zayıflığına rağmen, Türk akınlarına karşı duracak ve ethnik coğrafya bugünkü gibi olmayacaktı. Bir mikrop gibi Bizans'ı yiyip bitiren, onu zayıf bıraktıktan sonra başarılı Türk akınlarına açık duruma getiren işte bu Haçlı Güruhudur.
 İmadeddin Zengi teslim olmak istemeyen Rıha'da (Urfa), kale duvarlarının altından tunel kazdırtarak  kaleye girmiş, yakılan çalıçırpıdan çıkan dumanlar dinsel ayin yapan Hıristiyan ahaliye varınca, teslim olmak zorunda kalırlar. Rıha alındıktan sonra, Şerkoy'un AMED Kürt beyleriyle ilişkileri bu suretle doğmuş olur. Sırtını arkadaki dost Kürt aşiretlerine dayayan bu büyük komutan Şerkoy, girdiği savaşlarda yararlık gösterdiğinden giderek yıldızı parlar. Edessa Kontluğu düştükten sonra, güneye hareketlerini sürdüren Zengi Halep, Hama ve Hıms'ı alarak Baalbek surlarına dayanır.
Dimaşq (ŞAM) Sultanlığına bağlı Baalbek kalesi teslim olursa, kimsenin canına ve malına zarar gelmeyeceğini Kur'an üzerine yemin ederek söz veren İmadeddin'e güvenen Müslüman halk teslim olur. Ancak İmadeddin Zengi kale önderlerinden kırka yakın insanı ağaçlara çivileterek, dehşet şaçarken sözünde durmaz.

 Kale yönetimini Necmeddin Eyyub'a bırakarak kendisi ordusuyla Halep'e çekilir. Mosul, Halep, Edessa Kontluğu ve güneyde Baalbek'e kadar geniş toprakların Sultanı İmadeddin kendisini içkiye verir. Bir gün iyice sızmış bir haldeyken, yarı açık gözlerle; serinlemesi için başı üzerinde palmiye dalı sallayan hadımının kendi şarap kasesinden içtiğini görür. Hemen ayağa kalkıp onu kırbaçlayacak güçte değildir. Ancak gözlerindeki hiddetten, yüzündeki vahşi ifadeden ve değişen renginden hadım korkar. Belki de ayıldığında bu olayı hatırlamayacağını korkusundan düşünmeyen Hadım hançerine davranarak derin uykudaki sarhoş İmadeddin Zengi'yi öldürür.
Haber Baalbek'in yeni yöneticisi Necmeddin Eyyub'a ulaşır. Eyyub, kaleyi alırken İmadeddin'in vahşetini unutmayan Şam yönetiminin şimdi fırsatı kullanarak Baalbek'i geri almak için kuşatacağını çok iyi bildiğinden emrindeki birlikleri savaşa hazırlamış olsa da, güçlü bir orduya dışardan yardım yapılmazsa karşı koymanın olanaksız olacağını da düşünür. Ravandi'den başlayan macera devam edeceğe benzer. Kardeşi Şerkoy'un yardıma geleceğini beklerken kale kuşatılır. Ne var ki Eyyub burada İmadeddin'in vahşi ve İslam dışı davranışı aksine yerli halkın gönlünü fetheden, hakkaniyete dayalı bir yönetim kuran, sevilen biridir. Toplanan vergilerle halkın refah düzeyini yükselten çalışmalar yapmış, ulema ile geleneksel dini sohbetlerde bulunarak onlara medrese inşa etmiş, boş zamanlarında da av partileri yaparak zaman geçiren biridir. Ravandi'nin küçük yıldızı Selahaddin Yusuf ise, burada çocukluk yıllarını geçirirken, babasının nüfuzu altında en iyi öğretmenler tarafından geleceğe hazırlanır.
Şam yönetimi kan dökmeden teslim olurlarsa, kendilerine dokunulmayacağını söylerken, birkaç yıl önce İmadeddin Zengi'nin de bu sözü verdiği halde, kırk kişiyi çarmıha germesini unutmayan Eyyub; hem müminlerin kanının dökülmesini engellemek, hem de ailesini kurtarmak için, güçlü Şam ordusuna kendi koşullarını kabul ettirerek, kaleyi teslim eder. Karşılık olarak Şam'da kendisine bir ev ve geçinmesi için para verilir. Atropatene'den (bugünkü Azerbaycan) başlayan yürüyüş böylece onları Şam'a getirir. Şam Sultanı, Necmeddin Eyyub'u askeri dirayetinden ötürü kendisine komutan olarak tayin eder. Böylece iki kardeş birbirine hasım iki ordunun başına geçmiş olurlar. Eyyup Şam ordusunun eğitimine, surların onarımına, o zamanın ağır silahlarının hazırlanmasına öncelik verir.
 Öbür yandan Şerkoy (Şirko), İmadeddin Zengi'nin oğlu Nureddin'i desteklediğinden onun sultanlığın başına geçmesini sağlar. Babasının topraklarına Kürt komutan yardımıyla sahip olan Nureddin, babasının aksine Arap terbiyesiyle yetiştirilmiş, bir sultandan çok bir dervişe benzer davranışlarıyla ve kendisini öven  hastalıklı biridir. Başkomutan Şerkoy ise, geniş serbestiye sahip olduğundan, daha çok Haçlılara karşı taciz saldırıları yaparak; Antiochia'dan para karşılığı değiştirilecek esirler alır.
                                  II. HAÇLI SEFERİ

 Müslümanların Edessa Kontluğunu almasına tahammül edemeyen Hıristiyan Alemi; Alman Kralı Konrad ve Fransa Kralı Ludwig komutasındaki ordularla 1147 de İslam toprakları üzerine yürürler. Birinci Haçlı seferinden farklı olarak, çapulcu maceraperestler yerine düzenli orduyla gelmiş olmalarıydı. Kostantinopel (İstanbul) üzerinden geçerek, Alman İmparator III. Konrad, Akka' ya; Fransız Kralı da Antiochiaya çıkarlar. Sonra Akka'da birleşen ordular, büyük bir taktik ve stratejik hata yaparak, Halep yerine Şam’a saldırıya başlayınca, kendisini korumak için Nureddin'e karşı Kudüs Kralı'yla bir anlaşma yapan Sultan Abak'a; başka bir deyimle kendi dostu olan birine savaş açmış olurlar. Alman İmparator III.Konrad ve Fransız Kralı Ludwig, Akdeniz sahillerindeki Hıristiyanlardan da destek alarak Şam'ı ablukaya alırlar. Şam'ı düşürürlerse, bütün İslam topraklarında kendilerine mukavemet edecek gücün kalmayacağını düşünürler.
 Şam yönetimi ise, Bağdad, Mosul ve Halep'e elçiler göndererek yardım dileğinde bulunur. Şam bahçelerinde çadırlarını kuran Haçlı ordusu, kendisini yenilmez gören bir gururla saldırıya başlar. Öbür yandan Şam Sultanı onlara gönderdiği mektuplarda, Al Quds Kralıyla aralarındaki anlaşmayı hatırlatır ve madem ki siz bu anlaşmayı bozdunuz, ben de şehri doğudan gelen İslam ordusuna teslim edeceğim, der. Şam direnmekte kararlıdır. Elli sene önce, 1098 yılında Gottfried von Bouillon komutasındaki I. Haçlı ordusunun katliamından kaçan on binlerce sahil Müslümanları, ikinci üçüncü nesil de olsa Haçlılara karşı büyük nefretleri olduğundan canla başla karşı koyarlar. Öbür yandan Eyyub'un dirayetli komutası da Haçlıların başarısını engeller.
 Haçlılar, arkadan bir ordunun kendilerini kuşatacağı endişesine kapılınca, içerden yapılan huruç hareketine dayanamaz ve artlarında binlerce ölü ve yaralı bırakarak sahil şeridine çekilirler. Hicri 543 (1148 ) de II.Haçlı Ordusuna karşı kazanılan bu zaferde Kürtlerin büyük payı olduğu bir gerçekliktir. Eyyub'un büyük oğlu Şahanşah şehit düşmüş ve geride iki çocuk ile genç bir kadın bırakmıştır. Öbür yandan II.Via Crucis dedikleri II.Haçlı Seferini vaftiz ederek yola çıkaran Papa Kutsal Bernhard yenilgiyi duyunca fenalık geçirerek ölür.

Şerkoy bu başarıdan sonra kendisine bağlı birliklerle Antiochia Beyi Raimond'u beyliğine yakın yerde korkunç bir hezimete uğratarak, Raimond'u esir alır. Kısa bir sorgulamadan sonra, İslam'a yaptığı fenalıkları nedeniyle kafasını kendi kılıcıyla keserek Nureddin'e, o da bunu Bağdad'a Halife'ye gönderir. Binlerce Frenk şovalyesinin yaşamını kaybettiği bu savaşta esir düşen Kont Renaud ise Halep'te zindana atılır. Müslüman kanına susamış bu keferenin sonradan nasıl zindandan çıkarıldığını anlatacağım.

Nureddin, bu başarılardan sonra gözünü Şam’a çevirir. Şerkoy ile Eyyub arasında kardeşlik ilişkisi Şerkoy lehine sürerken, ordusuyla Şam' a yürüyen Nureddin'in gönderdiği elçi, eğer teslim olurlarsa, babası gibi yanlışlık yapmayıp müminlerin mal ve can varlıklarına dokunmayacağını, etkin bir şekilde açıklarken, Eyyub kalenin teslim edilmesinde fayda gördüğünden Sultanı ikna eder. Böylece Suriye Sultanlığı, Frenklerin en güçlü oldukları Al Quds Krallığına komşu olur.
Şerkoy, İslamın bağrına hançer gibi saplanan Al Quds Krallığının ortadan kaldırılması, Haçlıların denize dökülmesi için, giderek zayıflayıp Frenklerin etkisine girmek üzere olan Mısır'ın alınmasını gerekli görür. Büyütülecek Suriye ordusuna bu suretle her türlü kaynakla destek sunacak bir hinterlanda kavuşulmuş olunacak, derken Sultan Nureddin ise; Haçlıları ürküteceğinden çekinmekte, Suriye Sultanlığında iktidarını perçinleştirmeyi yeğ görmektedir. Ancak Şerkoy'un israrlarına karşı koyamaz ve tam bu sırada zorla iktidardan uzaklaştırılan Mısır Veziri Şawar, Şam yönetiminden yardım istemeye gelmiştir. Bu durumu da değerlendiren Şerkoy, Nureddin'in ısrarı üzerine Haçlıların dikkatini ve tepkisini çekmeyen küçük bir kuvvetle Hicri 559 (1164) yılında Şawar ile beraber Mısır'a hareket eder.
Şerkoy, yeteneklerini izlediği genç yeğeni Selahaddin Yusuf'u, onun itirazına rağmen, yanına alır. Sonradan "ŞERKOY'UN  YOLU" diye adlandırılan Al Quds'un doğusundan Jordan Vadisinden çöl yoluna düşerek, Frenklerle çatışmadan kaçınarak onların güneyinden Es Sina'ya (Sinai) varmayı planlar. Al Quds'u zapteden Frenkler, güneyde kalın duvarlı kaleler kurarak krallığı güvencede tutmaya çalışıyorlardı. Al Karak ve Aş Şawbak kaleleri bunlardan bazılarıydı. Ayrıca Frenk Krallığı on yıl kadar önce Askalon, Darum ve El Ariş'i alarak buradaki Müslümanları kılıçtan geçirmişlerdi.
Kürdistan dağlarında bileğilenen İslam'ın kılıcı artık  Sinai Çölü'nden Nil Nehrine at sürüyordu. Tek gözü sakat olan, orta boylu tıknaz Şerkoy, büyük cesaret sahibi, savaşta herkesin önünde, komutan olarak savaş yönetme kabiliyeti fevkalade yüksek biridir. O, diğer emirlerden farklı olarak askerleriyle çok iyi ilişkiler kuran, onların karavanasından yiyen, onları dinleyen, çoğunluğu Kürt olan askerleriyle Kürtçe konuşmayı tercih eden, girdiği savaşlardan kazandığı başarıları İslam toprakları dışında da efsaneleştirilerek konuşulan biridir.
Haftalar sonra  Nil Nehri’nin doğusuna vardıklarında, Şawar'ı tahttan indiren Dagran'ın büyük bir orduyla kendilerini beklediğini görür. Bir öğlen vakti, disiplinsiz ve düzensiz Mısır ordusuna hiç beklemedik bir anda saldırarak onları dağıtır. Şawar'ı bu suretle yeniden tahta oturtur. Ancak Dagran Al Quds Kralı Amalrich'ten yardım istediğinden, onun arkadan üzerlerine geldiği haberini alan Şekoy, ordusuyla Bilbays'e hareket eder. Savunmaya elverişli olmasa da burada Frenk ordusunu aylarca oyalayan Şerkoy, kabaran Nil suları nedeniyle kuşatmayı kaldıran Al Quds Kralıyla anlaşır. Buna göre iki ordu aynı anda Mısır'ı terkedeceklerdir. Öbür yandan tahta oturan Şawar; Haçlıları Şerkoy'a karşı tutarak denge kurmaya ve söz verdiği parayı vermemekte uzun süre israr eder. Şerkoy, Mısır'ı alamamıştır, ama başı dik Şam'a döner. Haçlıların gözü İslam Alemi üzerindedir. En ufak bir zayıflık halinde saldıracakları kesindir. Al Quds Kralı, evlilik dolayısıyla akraba olduğu Bizans İmparatorunun teşvikiyle Mısır'ı almak niyetindedir. Haberciler, güvercinler Şam'a, Kralın Askalon üzerinden hareketini haber verince, Şerkoy' da I.Mısır seferinden daha büyük, ama Haçlılarla kıyaslanmayacak ölçüde küçük, bir orduyla Mısır üzerine yürür. Bu sefere de yeğeni Selahaddin Yusuf'u israrla yanına alır. Nil kıyısına varınca, Al Quds Kralı'nın üzerine yürüdüğünü haber alır. Daha önce de kum fırtınasına yakalanan Şerkoy'un ordusu oldukça yorgundur.
Şerkoy; Tarık bin Ziyad'ın Cebeli Tarık Boğazını geçişine benzer bir manevrayla, ordusunu Nil’in batı yakasına geçirtir. Gizeh'de sırtını piramitlere dayayan Kürt ordusu böylece düşmanına stratejik üstünlük sağlamış olur. İki ordu günlerce birbirlerini kollarken, Şawar'ın yardımıyla güçlenen Frenk ordusunun Nil’in batısna geçme manevralarına giriştiğini gören Şerkoy, bir gecede ordusunu harekete geçirerek süratle kuzeye çekilir. Büyük Komutan Şerkoy, böylece düşman ordusunu arkasına düşürerek yormak, uygun bir alana çektikten sonra vurmayı planlar.
Düşündüğü planı uygulayan Şerkoy, güçlü düşman ordusunu bozguna uğratır. Düşman toparlanma hazırlığındayken, Müminlerin Ordusu İskenderiya’ya (Alexandria) girer. Bir süre sonra Al Quds Kralı ve Şawar kenti kuşatırlar. Bir ticaret kenti olan İskenderiya'da ne yerli halka, ne de Şerkoy'un ordusuna yetecek erzak vardır.
Kuşatma uzayıp giderken, Şerkoy yeğeni Selahaddin Yusuf'u küçük bir birlikle İskenderiya'da bırakarak, kendisi ordusuyla huruç hareketi yaparak, güneye çekilir. Burada Müslüman ahaliden aldığı destekle ordusunu güçlendirerek Kahire'yi kuşatmayı düşünür.
Öbür yandan Haçlılar tüm çabalarına rağmen Selahaddin Yusuf'un savunmasını kıramazlar. Bu sırada Şerkoy'un elçisi Kral'a, onun barış teklifini ulaştırmış bulunmaktadır. Buna göre; müminlerin kılına dokunulmamak şartıyla kent teslim olacak, Frenk ordusuyla kendi ordusu aynı anda geri çekilecek. Şartları kabul eden Kral, küçük ve çoğu yaralı bir birlikle kenti terkeden Yusuf'un başarısına bizzat hayran olur. Böylece amcasının yanında İslam'ı korurken, Selahaddin Yusuf'un yıldızı daha da parlamaya başlar. Haçlı Şövalyeler; kendisine, eğer Hıristiyan olursa, hemen emrine gireceklerini söyleyecek kadar saygılı davranırlar. Ama Selahaddin Yusuf, inancını özümseyen biri olduğundan, bu tür teklifleri reddeder. II. Mısır Seferi de Şerkoy'a başarı getirmese bile, yenilgi de getirmemiş, hatta iki orduyu yenme başarısıyla, başı dik Şam' a  döner.
 Haçlılar, İslam topraklarını aldıkları yetmiyormuş gibi, arogant tarzda kendilerini dayatan bir mentaliteyle hareket ederler. Bunda İslam Aleminin parçalanmışlığı, beylerin yalnız kendi çıkarlarını düşünme hırsı, birlikten uzak davranışlar ve en önemlisi, Bağdad ve Kahire'deki halifelerin birbirlerine düşmanlığı, Frenklere rahat hareket etme olanağı verir. Ayrıca, Sultan Nureddin ağır bir hastalık geçirmiştir. Şerkoy'un sultan olmasını, yönetimi ele almasını isteyenler olmasına karşın, Eyyub kardeşini frenler. Zayıflayan Sultan ise, giderek nam salan Şerkoy'u giderek hasım görmektedir. Mısır seferleri sırasında, orudusunu güneye hareket ettirse, Al Quds Kralı geri çekilecek ve yalnız kalan Şawar ise, Şerkoy'a kolay lokma olacaktır, ama bunu yapmak istemez. Haçlıların yeni bir seferinden mi yoksa Şerkoy'dan mı çekindiğini düşününce, Sultan Nureddin'in davranışını daha iyi anlarız.
Al Quds Kralı, denizden kendisine gelen Bizans yardımını da alarak Mısır üzerine yürür. Bilbays'ı alan Kral burada korkunç katliama girişir. Sonra Kahire üzerine yürüyünce, Halife El Adid Sultan Nureddin ve Şerkoy'a elçiler göndererek yardım ister. Bu kez Mısır'ın kendisine bağlanacağını düşünen Sultan; Şerkoy'un daha büyük bir orduyla Mısır üzerine yürümesini hemen onaylar. Bu seferde de Selahaddin Yusuf amcasının yanındadır. Müslüman ordusunun arkadan üzerine yürüdüğünü ve Sultan'ın da ordusuyla güneye hareket halinde olduğu haberini alan Kudüs Kralı, boynuz aramaya çıkan koyunun kulaktan olması gibi bir duruma düşmemek için geri çekilir.
Halife,  Şerkoy'u Mısır'a vezir yapar. Ezzedin Şerkoy öteden beri almayı düşündüğü Mısır'a böylece sahip olunca, içki, yemek, zevk ve kadın sefasındayken ve daha vezirliğinin ikinci ayını doldururken, böylesi bir eğlence sırasında vefat eder.
Halife otuz iki yaşındaki Selahaddin Yusuf'u kendisine vezir tayin eder. Selahaddin yönetimi rüşvet ve irtikaptan temizlemeyi, orduyu kendi anlayışıyla disipline etmek isterken ve daha başa geçer geçmez meydana gelen hadım isyanını en sert şekilde bastırmakla, otoritesini gösterir. Kendisi Şafii inancından olduğu halde, Şii Fatimi Hanedanı'nın sürmesine tolerans gösterir. Peygamberin kızı Fatimeden geldiklerini söyleyen son hanedanın üyesi de ölünce, 1171 yılında Bağdad'daki Abbasi Halifesi adına hutbe okutur.
Türk asıllı Suriye Sultanı Nureddin, Selahaddin'in başarılarından hoşlanmaz. Şam'a geri çağırır, ama Selahaddin her seferinde bir bahaneyle dönmez. Nureddin Mısır'a sefer açma niyetini gerçekleştiremeden 1174 yılında ölür. Yerine 11 yaşında oğlu geçince, iç çatışmalar alevlenir. Selahaddin, seçme Kürtlerden 700 kişilik muhafızlarıyla Şam yoluna düşer. Ancak gençliğini geçirdiği bu kente gelince görür ki, bazı şehirler ve Türk emirler, Kürt egemenliğini tanımak istemiyor. Uzun savaşlardan sonra Kürt egemenliğini kabul etmeyen emirleri yenerek boyun eğdirir. Suriye yönetimini kardeşi Turanşah'a bırakarak kendisi yeniden Mısır'a döner.
Başkent kahire'yi yeni bir mimari ve dekorasyonla imar ettirir. Ordusunu ve donanmasını reforme eder. At yetiştirmeden, habercilikte güvercin kullanmaya kadar pek çok alana önem verir. 
Suriye, Mısır, Yemen Sultanı Selahaddin, Kuzeyde Anadolu Selçuklarıyla komşudur. Onlarla yaptığı anlaşma gereği, Anadolu'dan geçecek Haçlılara karşı kendileri direnecek ve Güneye inmelerini engelleyecektir. Buna karşılık geniş topraklarının içinde yabancı cisim gibi Al Quds Krallığı daha durmaktadır. Selahaddin artık bu haçlı devletinin ortadan kalkması gerektiğine inanmaktadır. Selahaddin büyüdükçe, Frenk Krallığını titreme tutar. Kasım 1177 de Haçlı Devletine saldırır. Askalon Kalesi, lepradan hasta genç Kral Balduin'dedir. Ağır hasta olduğu halde, metanetini korur, oysa ordusu Büyük Selahaddin karşısında panik halindedir. Selahaddin kalenin savunma gücünü önemsemeden ordusunu çevre köy ve kasabalara dağıtarak çembere alır. Kendisi bir grup savaşçıyla Ramallah güneyine düşen Tell Gezer  vadisinde karargah kurar.
Gece olunca Kral Balduin ve emrindeki ordu çevre köylerden ateşlerin yükseldiğini görür. Kral çemberi kırmak için ordusuna hücum emri verir. Selahaddin, kaleden böylesi bir huruç hareketi beklemediğinden ordusunu dağıtmıştır. Ancak Haçlı süvarilerinin karargahına doğru geldiklerini görünce, dağıttığı ordusuna haberci gönderecek kadar zaman kalmaz. Kendisi bir avuç süvarisiyle uzaklaşırlar. Arkalarında kendisine yetişmek isteyen Haçlılarla Ed Duhr Vadisinde savaş başlar. Selahaddin üç Haçlı ile savaşmak zorundadır. Bu sırada kum fırtınası çıkar. Müslüman savaşçılar bu nedenle daha güç duruma düşerken, Haçlılar Tanrı'nın kendilerine yardım ettiği inancıyla daha şevkle savaşırlar.
Selahaddin yüzden az savaşçısıyla yeniden kurtulmayı dener. Güçten düşmüş ve erzaksız Judea Dağlarını aşarak Sinai uçurumlarına varırlar. Sonra engin bir deniz gibi çöl düşer önlerine. Bir ara yollarını şaşırdıklarından Haçlıların eline düşmekten kıl payı kurtulurlar.
Kudüs Kralıyla yaptığı anlaşma bir zamanlar Şerkoy'un esir alıp Halep zindanına attığı Raimond von Chatillon tarafından bozulur. Nureddin'in genç oğlu tarafından serbest bırakılan bu zalim Frenk Şövalye, Müslüman kanı dökmekten zevk alan biridir. Kervanlara saldırarak katliamlar yapar. Selahaddin zarar ziyanın ödenmesi konusundaki teklifi ise yanıt bulmaz. Artık Frenk Krallığıyla yeni bir savaş kaçınılmaz olur.
Sultan Selahaddin, 1187 ilkbaharında Suriye güneyine düşen Hauran'da güçlü bir ordu toplar.  Arap Tarihçi İmadeddin şöyle anlatır: "Ovalar ve tepeler Allah'ın süvarileriyle kaplıydı." Öbür yandan 24 yaşında lepradan ölen Kral Balduin'in yerine bacanağı Guido von Lusignan da savaş hazırlığı içindedir. Kralın savaş divanından, Raimond gibi şahinlerin etkisiyle tüm şövalyeler ve eli silah tutan herkes silah altına alınarak, Selahaddin'e karşı bir meydan savaşı vermek teklifi çıkar.
1 Temmuz'da Jordan'dan geçerken, bazı şövalyeler Kral'a; Sultan Selahaddin daha suya uzak bir yerdeyken saldırılmasını isterler. Ancak Kral gün doğmasını bekler. Bu arada Selahaddin karargahını Nazareth'in kuzeyine düşen suyu bol Safariya'da kurmuştur. Çok sıcak bir yaz günüdür. Zırhları içinde terliyen Frenk savaşçılar yanında getirdikleri suyu tüketmişlerdir. Ve ağaçsız arazide gölge de bulamazlar. Gün öğlen vakti olduğunda düşman ordusu düzlükten iki boynuz gibi yükselen ve Hatin Boynuzu denen yere varmıştır. Buradan arkasını göle vermiş Müslüman ordusuna saldıracaktır.
Selahaddin'in ordusu Genazareth Gölü'ne ulaşmak isteyen düşmana okçularıyla büyük zarar verir. Akşam olunca Kral, bir tepeye kocaman bir haç koyarak savaşçılarını etrafında toplar. Burada dinsel ayin yapınca, tepelerin altındaki Müslüman ordusundan da 'Allah u Akber' nidaları yükselir. O gece susuzluktan kavrulan Frenk savaşçıların gözüne uyku girmez. Ertesi gün gölden tepeye sıcak bir rüzgar eserken, Selahaddin'in savaşçıları kuru ot ve çalıları ateşe verirler. Sonra Temmuz güneşi altında savaş sürer. Zafer birkaç kez iki tarafa da yaklaşır, ancak altı saat süren savaş sonunda zaferin yönü kesinlikle belli olur. Binlerce Frenk savaşçı ölmüştür. Selahaddin'in zaferi artık şahane denecek kadar mükemmeldir.
Esirlerin kendisine getirilmelerini emreden Sultan Selahaddin, susuz Kral Guido'ya yanında yer göstererek oturtur ve Hermon dağının karıyla soğutulmuş limonata ikram eder. Kral içtikten sonra kalanı yanında oturan Raimond'a verir. Bu esnada Selahaddin tercüman aracılığıyla haydut şövalye Raimond'un marifetlerini sayıp döker. Sonra da kılıcını çekerek kafasını uçurur.
Hatin Kahramanı'nına artık Haçlıların kentlerinin yolları açılmıştır. Ancak Selahaddin Haçlıların barbarlığına benzer davranışa kesinlikle izin vermez ve düşen kale ve kentlerdeki halkı, ödeyebileceği fidye ile serbest bırakır.
Sahil boylarına el koyan Sultan 2 Ekim 1187 tarihinde Al Quds üzerine yürür ve önemli bir direnmeyle karşılaşmadan Hazreti Muhammed'in ziyaretinin yıldönümünde Al Quds'a girer. Kral Guido'ya çok asil davranan Selahaddin, Hıristiyan halkın ödeyebileceği kadar fidye verdikten sonra uzun konvoylar halinde kentten ayrılmasına izin verir. Oysa doksan dokuz yıl önce Frenkler burada bütün Müslümanları katletmişlerdi. Selahaddin, Yahudilere kutsal mahallerini, Ortadoğu Hıristiyanlarına da İsa'nın Kabri'ni Doğuş Kilisesini teslim eder.
Hatin Zaferi Müslümanlara güven getirirken, Hıristiyan Dünyası ise, bu yenilginin acısnı Müslümanlara ödetmek için kapsamlı hazırlıklara girerler. Papa Fransız, İngiliz krallarına ve Alman imparatoruna yeni bir haçlı seferine çıkmaları için dinsel gücünü kullanır.

 III. HAÇLI SEFERİ
 
"Benim sayın şövalyelerim,
Allah sizi çağırdığından,
Güvenlidir yaşam sizin için,
Eyyubilere karşı, onuru kırıldığından,
Çünkü ülkesini yağma ettiler
Bizi derin acılara garkettiler,
İk kez Allah'a orada hizmet edildi,
Ve cihana hükmeden olarak tanındı. (...)
Cehenneme korkusuz at sürmeli!
Cennet ise onun ruhudur,
Melekler onunla beraberdir.(...)
Hıristiyanların baskı görmesi,
Kiliseyi bırakmaları
Sonra Allah'ı kutsamadıklarını düşünün
Benim sayın şövalyelerim,
Sizin için çarmıha giden,
Çarmıha gerilen için
Hayatınızı ortaya koyun. "

Din kisvesi altında Batılılar, İslam Alemine saldırı için her türlü çalışmada bulunurlar. İngiltere Kralı Richard, bu zata şövalye davranışları ve üstün cesareti nedeniyle 'Aslan Yürekli' denmektedir, yeni vergiler salarak, ordusuna daha ağır silahlar, uzun kılıçlar, daha güvenli zırhlar hazırlatırak ordusuyla Akka kalesini kuşatan Fransız Kralı II. Philipp August ile birleşir.
 Almanya İmparatorı Friedrich Barbarossa ise büyük bir orduyla Kostantinopel Mersin'e iner. Burada Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç Aslan, adeta Kürt Selahaddin'e bela olsunlar, düşüncesiyle kendisini zorlamaz ve Alman ordusunun geçmesini, küçük karşı koymalar dışında, adeta seyreder. Ancak İmparator Friedrich Barbarossa Mersin yakınlarındaki nehri geçerken boğulur, kimilerine göre de öldürülür. Başsız kalan ordusunun bir kısmı geri çekilirken, bir bölümü Antiochia üzerinden Akka'ya ulaşılar.
 Selahaddin de Kürdistan, Mezopotamya, Mısır'dan yardım alır. Öbür yandan Amcası Şerkoy'dan öğrendiği haberciliği daha da geliştirerek, gelen kralların zayıf yanlarını ve onların sorunlarını öğrenir. Bu arada Fransa Kralı memleketine dönünce, Selahaddin kuşatmayı dağıtmak için ordusuyla saldırır. Ancak İngiliz Kralı Richard'ın çelik duvarını yaramazlar. Kuşatmaya dayanamayan kale düştükten sonra, Richard üç bin Müslümanı öldürtür. Akka'yı ele geçiren Aslan Yürekli Richard ordusunu Kudüse harekete geçirir, ancak Selahaddin, buna izin vermez. Her iki taraftan çok sayıda can kaybı olmaktadır. Richard, tahtını kaybetme kuşkusuna kapılmıştır. Selahaddin ise, İslam Dünyasından istenen yardımı alamamıştır. Bağdad'daki Halife, Selahaddin'in ününden ürktüğünden yardım göndermemekte, hatta ortadan kaldırmak için Haca gitmesini istemektedir. Öbür yandan savaş yorgunu emirleri gönülsüz davranmaktalar. Selahaddin ise, ömrü at sırtında geçtiği için hem yorgun hem de hastadır.
 İngiliz Kralı'yla Sultan Selahaddin'nin kardeşi Adil arasında yapılan görüşmelerden sonra barış yapılır. Ayrıca bu iki kişi arasında samimi bir arkadaşlık başlar. İngiliz Kralı; Adil'in Sicilya Kraliçesi dul kardeşi Johanna'yla evlenmesini ister. 4. Eylül 1192 yılında yapılan antlaşma ile, Hıristiyanların İsa'nın mezarını ziyaret etmeleri serbest bırakılır. Büyük umutlarla gelen Richard, üzüntüyle geri döner.

 Tikrid'de İnsanlık güneşine gözlerini açan Selahaddin Yusuf bin Eyyub 4 Mart 1193 tarihinde vefat eder. Yüz yıl kadar sonra Gottfried Efpraim Lessing "Nathan der Weise" adlı eseriyle Sultan Selahaddin'in gerçekçi yanlarını anlatır. Ama Büyük Selahaddin, yalnız Kürtlerden değil, hem Hıristiyan, hem de Yahudilerden bugün bile saygı görmektedir. Avrupalılar onu "Pırlanta Sultan" diye tanımlarlar. Ölümünden 700 yıl sonra Alman İmparatoru II. Wilhelm, 1898 yılında Şam'daki türbesini ziyaret ederek şöyle der:
"...Dünyanın gelmiş geşmiş en civanmerd hükümdarı olan Büyük Sultan Selahaddin'in mezarı başında olmak beni duygulandırıyor." Cemal Abdülnasır onun mezarı başında yemin ederek Suriye-Mısır birliğini kurar.
 Kürtler için onun türbesi kutsal bir mekan olarak görülmesi gerekirken, bugün Müslüman devletlerin Kürtlere uyguladıkları soykırım ve ağır sömürgeci baskıları düşündüklerinden olacak, geçmişte İslam için bunca yararlık gösteren Selahaddin Eyyubi'nin, Kürtlere İslam uğruna ölmelerini emretmekten başka kazancı olmadığını düşündüklerinden olacak, soğuk durmaktadırlar. Tarihin cilvesine bakınız ki, İslam'ı en derin karanlıktan gün ışığına çıkaran, ona onur ve şeref veren Selahaddin'in kırk milyonluk torunları, ülkelerinde en ufak ne İslami, ne de medeni hukukları vardır. Türkiye'de Kürtler, Selahaddin'in konuştuğu anadili bile konuşma hakkına sahip değiller. Halepçe'de Kürtler zehirli gazla ve 'Anfal' operasyonuyla katlediliyorlar. Suriye'de vatandaş bile görülmüyorlar.
 Selahaddin devrinde bir ölçüde sağlanan İslam Birliği bugün yoktur. Batı Dünyası, kendisini uygar; İslam Dünyasını da unzivilisiert (uygar olmayan) olarak nitelemektedir. Selahaddin zamanındaki asil davranış ve uygarlıkla kendilerini ölçmek istememektedirler.
İslam Dünyası neden Selahaddin dönemindeki parlak gelişmesinden çok geri gitti? Bana kalırsa bunu açıklayacak nedenlerden biri de Moğolların Önasya yağmasında aramak gerekir. Askeri gücünü kullanan  Moğol  emirler, İslam Dünyasını birlikten uzaklaştırarak büyük zararlar vermişlerdir. Ayrıca Osmanlı Halifelerinin, yaptıkları bazı gösterişli cami, medrese ve çeşmelerden dışında, İslam'a kazançları ne oldu? Müslümanım diye ünlenen devletler, gerektiğinde Haçlılarla birleşip Kürt Selahaddin'in torunları üzerine yürüyorlar. Şimdi Kürtlerin bir sorusu var: İslam kardeşlerimiz, Kürtleri katledip inkar etmekten başka, bir faydanız dokundu mu?


Haydar Işık,  “ŞERKOY’DAN SULTAN SELADDİN EYYUBİYE’ tarihi romanın yazarıdır. Uzun araştırma sonucu tarihi verilere sadık kalarak hazırladığı bu romanı
PERİ YAYINLARI yayınladı.
İsteme: Tel 0090 (0)216 347 44 26 Mail adresi : dersim11@nefel.com   perikitap@mynet.com

Kaynakça: Genevieve Chauvel, Ich Saladin, Ernst Barsch'ın Die Zeit'te ki 26. Şubat 1993 makalesi, Şiir: Peter Berling'in Die Kinder des Gral kitabından

Bu yazı toplam 5562 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Esra ÇİFTÇİ
Mesele sistemdir
Can KASAPOĞLU
Dersim Kazanacak
Mustafa ŞEN
Tarihi Sorumluluk
Fadıl Öztürk
Armağan olsun
Nesimi ÖZGECAN
Kestane Şekeri
ARŞİVDE ARA
SİTE ANKET
Dersim'de Baraj yapılmalımı?
Evet Yapılmalı
Hayır Yapılmamalı
Kararsızım